Atmosferik Rahatsızlıklar
Varlık Dergisi, Nisan 2009

“Geçen aralık ayında daireme karımın tıpatıp benzeri bir kadın girdi…” Rivka Galchen’in romanı Atmosferik Rahatsızlıklar, açılış cümlesinden de gördüğümüz üzere, bir gün senelerdir evli olduğu kadının hakiki karısı olmadığına ikna olan Dr. Leo Lieberstein’ın karısını bulmak uğruna çıktığı ümitsiz yolculuğun romanı. Psikiyatri eğitimi almış olan genç yazar Galchen, bu kitapta dolaylı bir sembolizm ağı üzerinden ilişkilerin ve benliğin temel taşlarını bilimsel bir tonla örtülü duygusal kaygılarla sorguluyor. Sevgiye, dürüstlüğe, sorumluluklara ve delilikle rutin hayatı birbirinden ayıran o incecik çizgiye değinen roman, belirlenemezliğiyle öne çıkan hava durumu metaforunu kullanarak bireyin çevresine yabancılaşmasını çarpıcı ve dolambaçlı bir biçimde konu ediyor.

Galchen’in çok katmanlı romanının kalbindeki anlatıcı Dr. Leo Lieberstein, salt yaşamını paylaştığı kişiye yabancılaşması dolayısıyla uzlaşılmış gerçeklik anlayışının dışına kayıyor değil elbette. Bu yabancılaşmayı algılayış ve yansıtma biçimi, Leo’yu farklı kılan ve okuru kendi algı normlarını sorgulamaya iten unsurun ta kendisi. “Hakiki” karısının kaybolmuş ya da kaçırılmış olduğuna kanaat getiren Leo, öyküsünü aktarma şekliyle okuru boşlukları doldurmaya, satır aralarını da okuyarak olan biteni anlamlandırmaya zorluyor. Kimi yerlerde beyazperde klasikleri Rashomon ve Olağan Şüpheliler’i anımsatırcasına okuru kasten anlatı karşısında şüphe içinde bırakırken, “hakiki” karısına duyduğu özlemi yürek burkan biçimde dışavurarak bu kez okurun kendi gerçeklik algısını ve yargılarını sorgulamaya itiyor. Anlatıcısına şüphe ile yaklaşılmasını sağlayan Galchen, romanda konu ettiği, içinde karmaşık dolaplar dönen aldatmacalarla dolu dünyayı algılamakta güçlük çeken ve yapayalnız hisseden ana karakterin sorunsalını böylelikle okura bire bir yaşatarak vurgulamış oluyor.

Atmosferik Rahatsızlıklar’ın odaklandığı aldatmacaların en temeli Leo’nun karısı Rema’nın kaybolup yerine tıpatıp bir benzerinin ortaya çıkması olsa da, olayların çıkış noktasında Leo’nun tetiklediği ve hikayede belirleyici olan bir diğer aldatmaca da var: Öyle ki, Leo, önceden tedaviye cevap vermeyen devasız hastalarından birinin güvenliğini sağlamak adına etik olmayan bir seçim yaparak bu hastanın sanrılarını onaylamayı, hatta bu sanrıları yönlendirmeyi seçmiş, bu konuda da karısından destek hatta baskı görmüştür… Aldatmacaların çığırından çıktığı noktada, neyin gerçek neyin sanrı olduğu belirsizleştikçe, Leo kendi durumuna bir hastasıymış gibi yaklaşsa da işin içinden çıkamaz olur. Aldatmacayı kendisi başlatarak adeta tüm diğer aldatmacalara, karısının yerine bir başkasının geçmesine değin varan bir yalanlar zincirine davetiye çıkartmıştır Leo. Yine de öyküsünü naklederken dahi, kendi tutarsızlıklarını ve çelişkilerini vurgulamaktan kaçınmaz. Dünya bireye kıyasla çok büyük ve kontrolsüz, hava olayları belirsizdir. Kayıplar arkalarında açtıkları gediklerden gayrı iz bırakmazlar. Romanın iklimi Leo’nun algıladığı gerçeklere tepki olarak yollara düşmesini ve kayıplarını aramasını gerektirecektir elbette… Bu yolculuk süreci karakterin sarsılmış ve kırılmış gerçeklik anlayışı üzerinden kimi yerlerde Kafka’nın labirentli anlatılarını kimi yerlerde ise Borges’in “ben”ini çağrıştıran biçimlerde, ancak yine de Galchen’in özgün ve çarpıcı anlatımıyla hayat bulur.

Psikiyatri literatüründe “Capgras Sendromu” adıyla bilinen, kişinin çoğu zaman en yakınındaki kimselerin kendileri değil de rol yapan suretler olduklarına ikna olduğu bir psikoz mevcut. Ancak Atmosferik Rahatsızlıklar’ın Leo’suna bir teşhis koyarak içinde bulunduğu durumu böylelikle anlamlandırmak, anlatıyı indirgeyerek romanın kurgusal özgürlüğünü sarsmaktan ileri gitmez elbette. Galchen, romana bu sendroma işaret eden işaretler koyduğunu inkar etmiyor, ancak antipsikiyatri akımının öncülerinden R.D. Laing’e ve hatta Rene Magritte’e yapılan göndermeler, yazarın kasıtlı bir duruşu olduğunu, belki de “Psikoloji yoluyla deliliği ölçmeyi ve gerekçelendirmeyi düşünmüş olan dünya, delilik önünde kendini gerekçelendirmelidir”* diyen Michel Foucault’ya selam çaktığını düşündürüyor.

Rivka Galchen’in ilk romanı Atmosferik Rahatsızlıklar, yabancılaşma gibi tanıdık bir konuyu neredeyse fantastiğe varan parametreler dahilinde girift bir sembolik yapı ile kurgulayarak okuru da ana karakteriyle beraber yabancı coğrafyalara çekmeyi başarıyor. Ezberleri bozan, alışılagelmiş değerleri sorgulatan, bireyin kendi kurduğu dünyasının temel taşlarını bir bir sarsan tuhaf coğrafyalara… Leo’nun sancılı, yer yer hüzünlü, zaman zaman gülümseten arayışının vardığı noktada – edebiyatta alışageldiğimiz üzere arayış öykülerinin çoğu gibi- sürecin kendisi sonuçtan çok daha belirleyici… Leo rehberliğinde çıkılmış bu yolculuğun sonunda okuru bekleyen ise, aynada yansıyan suretinin ta kendisi.

Sanem Sirer