Acı Kahkaha

Acı Kahkaha: Bir At Bara Girmiş.

David Grossman, romancılığının yanı sıra muhalif tavrı ve savaş karşıtı tutumuyla dünya edebiyatının en önemli ve saygın figürlerinden biridir. ‘Bir At Bara Girmiş’ onun yazarlık duruşunu çok iyi sergileyen bir roman. Bir gece boyunca süren bir stand-up gösterisini konu edinen hikâyesinde acılarla yoğrulmuş bir toplumda gülmecenin sınırlarını çiziyor…

1954 yılında Kudüs’te, Filistin doğumlu bir annenin ve Polonya göçmeni bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen David Grossman, kütüphanecilik yapan babasının teşvikiyle küçük yaşlarda edebiyata ilgi duydu. Çocukluk yıllarından itibaren İsrail’in ulusal radyo istasyonu Kol Yisrael’de oyunculuk yaptı. Ne var ki radyoculuk hayatı, siyasi nedenlerle sonlandırılacaktı. Felsefe eğitimi alan Grossman ilk romanı ‘The Smile of Lamb’i yayımladığında 20’li yaşlardaydı. Kitapları 30’u aşkın dile çevrilen, dört romanı sinemaya uyarlanan Grossman, ‘Bir At Bara Girmiş’ ile 2017 yılında ‘Man Booker Uluslararası Ödülü’nü de kazanmıştı.
Batı Şeria yakınlarındaki Netanya kasabasında, bir gece kulübündeyiz. Sahnede bir stand-up sanatçısı -Dovaleh G- kendisini izleyenleri taklitler, fıkralar, taşlamalar ile güldürme uğraşında. Başlangıçta seyirciler memnun görünüyor. Buraya geldiğinden pişmanlık duyan yegâne seyirci, emekli yargıç Avishai Lazar. Aslında izleyici de sayılmaz; Dovaleh G.’nin daveti -ısrarı- üzerine gelmiş gösteriye. Her ikisi de 50’li yaşların sonlarındalar ve birbirlerini neredeyse 40 yıldan fazla bir süredir görmemişler. Bir gün telefonla aramış eski arkadaşını Dovaleh G. Kendisini izlemesini ısrarla rica etmiş, yargıcın “Neden” sorusuna şu yanıtı vererek:
“Beni görmeni, gerçek anlamda görmeni, sonra da bana anlatmanı istiyorum (…) Yani, anlarsın ya, beni gördüklerinde insanların içinde nasıl bir his uyandırıyorum? Bana, içimden çıkan bu şeye baktıklarında hangi bilgiye sahip oluyorlar? O şey vardır ya, hani insanın içinden elinde olmaksızın fışkıran şey? Dünyada belki yalnızca o biricik kişinin sahip olduğu şey?”
Yargıç şimdi, onun bayat esprilerini ve abartılı tavırlarını, gülmeye hazır seyircilerin sevimsiz hallerini izlerken verdiği karardan hiç memnun değil. Zira kendi mutsuzluğu kemiriyor içini. Kalkıp kalkmamakta tereddüt ettiği sırada Dovaleh G.’nin anlattıkları yön değiştirmeye başlıyor. Yavaş yavaş yargıç, seyirciler ve okuyucu olarak bizler insani bir trajedinin içine düştüğümüzü seziyoruz. Her ne kadar komikliklerini sürdürse de anlattıkları gülünecek cinsten değil, zira malzemesi, kendisi ve ailesine dair acılarla dolu bir hayat. Yahudi toplama kamplarıyla başlayıp İsrail’deki yoksul yerleşimcilere, babasının şiddetine maruz kalan bir çocuğa, askeri kamptaki aşağılanmalara uzanan ve stand-up sanatçılığı ile noktalanan zorlu bir hikâye. İşte o zaman Dovaleh G.’nin bir anlatıcının varlığına neden ihtiyaç duyduğunu anlıyoruz…

HESAPLAŞMA
Eğer bir türleştirme yapmak gerekirse kara mizah diyebiliriz ‘Bir At Bara Girmiş’e ama katran karası bir mizah. Evet, zaman zaman güldürüyor, hatta en acılı anları anlatırken bile tebessüm edecek detaylar eklemiş. Lakin ilk başta da söylemiştim; gülmenin, kahkahanın sınırlarını da çiziyor Grossman. Bunu bilinçli bir şekilde yaptığı hikâyesinin merkezine bir stand-up sanatçısını yerleştirmesinden belli. İster istemez Dovaleh G.’nin komik, hüzünlü, grotesk sahne performansına kendimizi kaptırdığımızda anlatı ansızın yön değiştiriyor. Kahkaha sesleri azalırken acının sesi yayılıyor salonda. Anlatılamaz, açıklanamaz, normal anlatım kalıplarıyla ifade edilemez bir duygu kaplıyor romanı. Bu, Grossman’ın bizzat tattığı bir acının dile gelmesidir.
Bu noktada Grossman’ın kendi hayat trajedisine kısaca değinmekte yarar var: Bir savaş karşıtı olan ve İsrail’in Filistin politikalarına karşı çıkan yazar, askere alınan oğlunu 2006 yılında, bir çatışma sırasında yitirmişti. Bu kayıp Grossman’ın görüşlerini değiştirmedi ama romanlarında savaşla ya da daha genel anlamıyla militarizmle ve militarizmin toplum üzerindeki yıkıcı etkileriyle hesaplaşmasını derinleştirdi. ‘Bir At Bara Girmiş’ de Grossman’ın acısını, toplumsal tahlillerini ve eleştirisini ortaya koyan bir roman. Grossman, İsrail özelinden hareketle insan ve toplumla ilgili evrensel durumlara dair hikâyeler yazıyor. ‘Bir At Bara Girmiş’ de -olaylar İsrail’de geçse, Yahudilerin yakın tarihi ile ilgili olsa bile- sadece İsrail’le ilgili bir kitap değil. Anlatılan, insanların ve toplumların maruz kaldıkları yıkıcı durumlar üzerine trajikomik bir hikâye. İnsanlık durumunun en karanlık köşelerini, bireysel hayatın karmaşıklığını ve insanın her şeye karşı direnişini sergilemek için absürdü ve mizahı kullanıyor.
Basit ama hedefini vuran bir kurguyla yazılmış ’Bir At Bara Girmiş’. Hikâye ilerleyip fıkraların gerçeklik boyutu ağırlık kazandıkça şüpheler ve merak artıyor. Kitabın yarısına geldiğimizde yeni bir sayfa açılacak ve Dovaleh’ın trajikomiğe çevirdiği ama koyu bir trajediden başka bir şey olmayan hayatına dair baş döndürücü akış başlayacak. İşte o zaman bir sahne gösterisine değil bir hayat dramına tanıklık ettiğimizin farkına varacağız. Tanıklıktan ziyade bizi de kimi zaman mağdur kimi zaman sanık iskemlesine oturtan türden bir hesaplaşma süreci. Genç Dovaleh’ın başından geçenler Musil’in ’Genç Törless’ romanını hatırlattı bana. Bu topluma ilişkin sıradan kötülükten, hani şu herkes yaptığı için bizim de yapmamızda sakınca görmediğimiz ya da görmek istemediğimiz şeylerden, eşek şakalarından lince kadar uzanan ‘masum’ pratiklerden bahsediyorum. David Grossman kısacık bir hikâye içinde işte bunlarla hesaplaşıyor. Ne var ki ‘Bir At Bara Girmiş’ basit bir ‘palyaçonun gözyaşları’ hikâyesi değil. Sonda mutluluk gelmiyor ama umutsuzluk da yok; insani bir dayanışma çağrısı yapıyor sanki Grossman. Yazar acıyı söze dökmeyi başarıyor.

İroninin Yıkıcı Gücü

Nisan 25, 2019

Sirenin Sesi: Bir At Bara Girmiş

Nisan 25, 2019