Bir Kutup Ayısının Anıları

27,00  20,25 


Ödüllü yazar Yoko Tawada’dan buluşlarıyla benzersiz, yaratıcılığıyla ilham veren bir roman: Bir Kutup Ayısının Anıları. Tawada, düş ile gerçeği ustalıkla iç içe geçiren bu metinde üç kuşak kutup ayısının yaşamlarına bakarak ironiden nasibini fazlasıyla almış, alternatif bir Avrupa resmi çiziyor. Kiev’de yaşayan bir kutup ayısı, yazının sağaltıcı gücünü keşfediyor ve sansürden sürgüne varan insanlık marifetleriyle tanışıyor; Doğu Almanya’da gösteri yapan bir kutup ayısı, bir kadına âşık olup ilk öpücüğünü tadıyor; Berlin Hayvanat Bahçesi’nde dünyanın en meşhur kutup ayısı bebek Knut, ilk adımlarını atıyor ve Bir Kutup Ayısının Anıları, bir otobiyografinin nasıl yazıldığını anlatıyor. Kuzey Kutbu’nun ıssız ufuklarından parlak sirk ışıklarına, eski Sovyetler Birliği’nden yeni Berlin’e uzanan bir roman bu; eli kalem tutan üç kuşak kutup ayısının sayfalarında özgürce gezindiği, yazının tüm olanak ve olasılıklarını zarafetle irdeleyen bir roman.

Gerçeküstü olanı şaşılacak bir hakikat duygusuyla kuşatan, Kafka ve Bulgakov’un klasiklerine göndermeler yapan Bir Kutup Ayısının Anıları, yazının sonsuz olanaklarını gözler önüne seriyor. Karşınızda: Buz gibi güzel, kalem kadar keskin ve bir kar tanesi kadar eşsiz bir metin.

Stokta

Stok kodu: 9786055903749 Kategoriler: Etiketler:

Açıklama

Bir Kutup Ayısının Anıları

Değerli vaktimi insanı felç eden sıkıcı konferanslarla geçirmek üzere sahne kariyerime veda etmemin nedenleri vardı. Sirkimizin parlak yıldızı olduğum günlerde Kübalı bir dans grubuyla bir akşam programı düzenlemek istemiştik. Başlangıçta, belli bir sentez oluşturmaksızın dönüşümlü olarak sırayla sahneye çıkmamız biçimde düşünülmüştü bu. Ama işbirliğimiz beklenmedik bir yönde gelişti. Ben, Güney Amerika tarzı dans etmeye hayran oldum, bunu öğrenmek ve repertuvarıma katmak istedim. Latin Amerika danslarıyla ilgili hızlı bir kursa katıldım ve gayretle antrenman yaptım. Aşırı gayretle. Saatlerce, günlerce kalça salladıktan sonra dizlerim öylesine zarar gördü ki hiçbir biçimde akrobasi yapacak halim kalmadı. Sirkin işine yaramazdım artık. Normalde beni vururlardı ama şans eseri büro elemanı olarak idari işlere geçirdiler.

Bir büro görevi için yeteneğim olduğunu hiç düşünmemiştim. Ama personel bölümü, yararlarına kullanabildikleri ve istismar edebildikleri sürece görevlilerin yetilerini küçümsemezdi. Büro düzeninin benim için doğuştan biçilmiş kaftan olduğunu söyleyecek kadar bile ileri gidebilirdim. Burnum önemli ve önemsiz hesapları ayırt edebilirdi. İç saatim hep doğru çalışırdı, öyle ki dakik olmak için saate bakma gereği duymazdım asla. Hesaplamak için rakamlarla kendime eziyet etmeme gerek yoktu, çünkü ilgililerin yüzlerine bakarak ne kadar ücret almaları gerektiğini okuyabilirdim. İstesem her projeyi şefime onaylatabilirdim, fikrin kulağa ne denli uçuk geldiği önemli olmazdı. Dilim, zor sindirilebilecek bir planı bile önceden çiğneyip yumuşatarak ikna edici bir biçimde aktarma sanatına vakıftı.

Sirkimiz ve bale için halledebileceğim yeterince görev vardı: Yurt dışı turnelere hazırlık, basın işleri, yeni işler için yazışmalar ve her zamanki evrak işleri, ama her şeyden önce, konferanslara katılmak. Özyaşamöykümü yazmaya başlayıncaya kadar hoşnuttum bu yeni görevimden. Sonra ansızın konferanslara katılma hevesimi yitirdim. Odamda oturup kurşunkalemimin ucunu yalarken bunu hep sürdürme, bütün kış boyunca kimseleri görmeme ve metnim üzerinde çalışma isteğine kapıldım. Yazmak kış uykusundan pek farklı değildi. Dışardan bakanların gözüne belki biraz uykulu görünüyordum ama beynimin ayı mağarasında kendi çocukluğumu dünyaya getiriyor ve onu gizlice büyütüyordum.

Hülyalı bir biçimde kalemimi emmekteydim ki bir telgraf aldım, içinde ertesi günü bir toplantıya katılmam gerektiği yazıyordu. “Sanatçıların Çalışma Koşulları” konusunda tartışılacaktı.

Toplantılar tavşanlara benzer: Her toplantı yeni bir toplantının gerekli olduğu kararını doğurur. Hızla ürer toplantılar. Eğer bir şeyler yapılmazsa sayıları öylesine artar ki her birimiz, her gün, vaktimizin çoğunu toplantılara feda etsek bile gereksinimler karşılanmaz. Toplantıları ortadan kaldırmak için bir şeyler bulmalıyız, yoksa popomuz uzun süre oturmaktan yassılır, ayrıca popolarımızın ağırlığından bütün kurum ve kuruluşlar çöker. Gitgide daha çok kişi, kafasını, bir sonraki toplantıya gitmemek için inanılır bir özür bulmak için kullanıyor. Mazeret virüsü tehlikeli bir grip salgını gibi yayılıyor böylece. Bunun dışında gerçek ve uydurma akrabalar, toprağa verilişleri mazeret olarak işe yarasın diye defalarca ölmek zorundalar hayatta. Uyduruk bir ölüme göndereceğim akrabalarım yok benim. Bünyem doğam gereği gribe izin vermez, yani mazeretim yok. Zaman geçip gidiyordu ve kayıtların kara küflerinin istila ettiği randevu takvimimin içinde kayboluyordum.

Toplantıların ve konferansların yanı sıra resmi davetlere icabet etmek, sirkin resmi konukları ile ilgilenmek ve iş yemeklerine katılmak zorundaydım. Bu görevler beni gitgide tombullaştırıyordu ve bu, yeni hayatımın tek olumlu yanıydı. Sahnede dans etmek yerine konferans salonundaki rahat koltuğumda oturuyor, sonra yağlı börekleri parmaklıyor, bol malzemeli borç çorbasını içiyor, parlak siyah havyarı kaşıklıyor ve bedenimde yağdan bir servet biriktiriyordum.

Bahar beni şaşırtıp silkelememiş olsaydı öyle yaşamaya devam edebilirdim, oysa yüksek bir merdivenden düşmüş gibi yatmaktayım şimdi. İlkbaharda, kiremitlerin rutin olarak gözden geçirildiği esnada bütün evin ansızın göçebileceği hiç aklıma gelmemişti. Kusursuz organize ettiğim bir bölüm, bronzdan dökülmüş aslanlar gibi bir benlik imgesi, inişi çıkışı olmayan, kararlı bir ruh hali ve düzenli bir yaşam ritmi: Çöküşten kısa süre önce böyleydim ve hiçbir şey sezinlemiyordum. Ama batmakta olan bir gemide oturup kalmak akıllıca olmazdı, iyisi mi açık

denize atlayıp kendi imkânlarımla kurtulmalıydım. İlk kez bir toplantı davetini reddedecektim. Reddedeceğim için korkuyordum, çünkü görevini yerine getirmeyen, varlık nedenini de yitirir. Heyhat, özyaşamöykümü yazmaya devam etme tutkum, daha o an itibarıyla bile varoluşumun ortadan kalkacağı korkusundan üç kat daha büyüktü.

Künye

Boyut

13,50×19,50

Sayfa Sayısı

224

Çeviren

Zehra Kurttekin

Özgün Ad

Etüden im Schnee

Yazar

Yoko Tawada

Seri

Zamanın Ruhu