Bu Bizim Havamız

33,00  24,75 


Bu Bizim Havamız
Bu Bizim Havamız

Kıyamete mahkum bir dünyada nasıl yaşanır? Çağdaş edebiyatın en özgün seslerinden Jonathan Safran Foer, Bu Bizim Havamız’da gezegenimizin içinde bulunduğu krizden ve onu ortadan kaldırmak için yapabileceklerimizden bahsediyor. Bu Bizim Havamız, topluca gerçekleştirebileceğimiz bireysel bir eylem planına odaklanıyor ve bizi, çok geç olmadan, yaşadığımız yaralı dünyayı iyileştirmeye çağırıyor. Giderek ısınan gezegenin saçtığı tehditleri insan faaliyetlerinin yol açtığı onulmaz hasarın ışığında ele alan yazar, hakikatin öyküsünü kendi öyküleriyle, kendi iç hesaplaşmasıyla birleştiriyor.

Gelecekten bugüne uzanıp kendimize bir mesaj iletebilsek, uzaya gidip dünyaya bir de oradan bakabilsek, sevdiklerimizi ne zaman ve nasıl kaybedeceğimizi bilebilsek bugün neler yapar, nasıl yaşardık?

Bu Bizim Havamız, her şeye rağmen “daha yaşamak isteyen” insanlar için bir el kitabı.

Stokta

Stok kodu: 9786055903855 Kategoriler: Etiketler: , ,

Açıklama

Bu Bizim Havamız

2 Mart 1955’te Afrikalı-Amerikalı bir kadın Montgomery, Alabama’da bir otobüse bindi ve koltuğunu beyaz bir yolcuya vermeyi reddetti. Amerikalı çocukların çoğu bu sahneyi hislenerek canlandırabilir; tıpkı ilk Şükran Günü yemeği sahnesini yeniden canlandırabilecekleri (ve bunun ne anlamına geldiğini bilebilecekleri), karton bir kayıktan aşağıya çay poşetleri dökebilecekleri (ve bunun ne anlama geldiğini bilebilecekleri), elişi kâğıdından silindir bir şapka takıp Gettysburg Konuşması’nı ezberden okuyabilecekleri (ve bunun ne anlama geldiğini bilebilecekleri) gibi.

Otobüsün arka sıralarına geçmeyi reddeden kadının ismini bildiğinizi düşünüyorsunuz belki ama muhtemelen bilmiyorsunuz. (Yakın zamana kadar ben de bilmiyordum.) Bu bir tesadüf ya da talihsizlik değil. Sivil haklar hareketinin kazandığı zafer, Claudette Colvin’in adını gölgede bırakmıştır.

İnsan yaşamına yönelik büyük tehditlerden -gitgide güçlenen süper fırtınaların ve yükselen suların yarattığı afetlerden, şiddetli kuraklıklar ve azalan su rezervlerinden, okyanuslardaki günbegün genişleyen ölü bölgelerden, büyük çaplı zararlı istilalarından, günden güne yok olan ormanlardan, türlerden- iyi hikâyeler çıkmaz. Gezegenin içinde bulunduğu krizi dert etsek dahi bu, bizler için orada bir yerde savaşılan bir savaş hükmündedir. Varlığımıza yönelik risklerin ve durumun aciliyetinin farkındayızdır ama bekâmıza yönelik bir savaş verildiğini bilsek bile bunun bizi tamı tamına kapsadığını hissetmeyiz. Bilmek ile hissetmek arasındaki mesafe, düşünen ve siyasetle meşgul olan -harekete geçmek isteyen- kimselerin dahi harekete geçmesini zorlaştırabilir. Bombardıman uçakları savaş esnasında Londra’da olduğu gibi tepenizden geçtiği zaman tüm ışıklarınızı söndüreceğinizi söylemenin lüzumu yok.

Bombardıman kıyıdan açıktaysa, nihai tehlike yine aynı ölçüde büyük olsa bile ışıklarınızı söndürmenizin gerektiğinin size söylenmesi gerekebilir. Okyanusun karşı kıyısında bir yer bombardıman altındaysa, gerçek olduğunu bilseniz bile buna inanmak zor olabilir. Nedense -gezegenimizin yıkımı sadece bir bağlamdan ibaretmişçesine- “çevresel” diye bahsettiğimiz krizi hissedene dek harekete geçmezsek, artık çözümü mümkün olmayan bir sorunu çözmeye uğraşacağız.

Orada bir yerde patlak vermiş gezegen krizine kafa yormak kolay değil. Karşılaştığımız tehditlerin karmaşıklığını, bu tehlikenin ölçeğini tasavvur etmek bizi zorluyor. İklim değişikliğinin çevre kirliliğiyle, karbonla, okyanus ısısıyla, yağmur ormanlarıyla, buz örtüleriyle bir bağlantısı olduğunu biliyoruz… Ama çoğumuz, bireysel ve toplumsal davranışlarımızın kasırgaları nasıl saatte yaklaşık 50 kilometrelik hıza çıkardığını ya da Chicago’yu Antarktika’dan daha soğuk yapan bir kutup girdabına katkıda bulunduğunu açıklamakta güçlük çekiyor. Dünyanın daha şimdiden ne kadar değişmiş olduğunu anımsamakta da zorlanıyoruz: Manhattan çevresine 16 kilometre uzunluğunda bir deniz duvarı inşa edilmesi gibi önerilere hiddetle karşı çıkmıyoruz, daha yüksek sigorta primleri ödemeyi kabul ediyoruz, aşırı hava koşullarını -metropollere taşan orman yangınlarını, her yıl görülen “bin yılın sellerini,” rekor sıcak dalgalarından kaynaklı rekor ölümleri- artık olağan sayıyoruz.

Gezegen krizinin hikâyesini anlatmak kolay değil, üstelik bu, iyi bir hikâye de değil, bunu çoktan ortaya koydu. Bizi dönüştürmeyi başaramadığı gibi ilgimizi cezbetmeyi de başaramadı. İnsanlarda ilgi uyandırmak ve onları dönüştürmek hem aktivizmin hem de sanatın en temel iddialarıdır ve bir mesele olarak iklim değişikliğinin her iki alanda da çok zayıf kalması bundan kaynaklanıyor.

Yazarın Çok Satan Kitabı

Hayvan Yemek’i (eğer bu, uygun bir sözcükse) büyük iştahla okudum.” – Alain de Botton

“Bu Kitap Hayatınızı Değiştirecek.” – Time Out

Künye

Boyut

13,5×19,5

Sayfa Sayısı

264

Çeviren

Şahika Tokel

Özgün Adı

We Are the Weather

Yazar

Jonathan Safran Foer

Seri

Zamanın Ruhu