Naif. Süper

25,00  18,75 


Ülkemizde Doppler romanıyla tanınan ve Norveç’in en çok okunan yazarlarından biri olan Erlend Loe’dan sadeliğiyle pırıl pırıl parlayan ve tüm dünyada ses getirmiş eğlenceli bir roman: Naif. Süper. Loe, bu romanda karşımıza son derece sempatik ve kafası bir o kadar karışık bir kahraman çıkarıyor ve onun anlam arayışına ortak olmamızı sağlıyor.

Yirmi beşine basmasına rağmen dünyaya uyum sağlayamadığını, amatörlüğüyle yaşamdan dışlandığını hisseden naif kahramanımız, zaman hızla akıp giderken insanların her sabah uyanıp koşa koşa işe gitmesi karşısında şaşkınlığa uğruyor ve yaşadığı buhranın devasını kitaplarda, ormanlarda ve oyuncakçı dükkanlarında arıyor.

Bu romanın evreninde en karmaşık kuramlar en basit gerçeklerle aynı ağırlığı taşıyor ve yaşamın her saniyesi aynı ciddiyeti hak ediyor… Hayatın anlamı mı dediniz? Liste yapmanın güzelliğinde, oyun oynamanın öneminde ve anların -veya sayfaların- arasında bir yerde yatıyor ve onu keşfetmenizi bekliyor.

Tüm dünyada yirmi dilde okuruyla buluşan Naif. Süper’in basitliğindeki bilgeliğe hayran kalacak, bilgeliğinin basitliğinden ilham alacaksınız.

“Sayfalarından yaratıcılık ve yetenek akıyor.” – Dagbladet

“Loe, Salinger’a özgü o incelikli dokunuşa sahip, isimsiz anlatıcısı da Holden Caulfield’i çağrıştırıyor. Büyüleyici bir roman.” – The Times

Stokta

Stok kodu: 9786055903718 Kategoriler: Etiketler: ,

Açıklama

Naif. Süper

İki arkadaşım var. Biri iyi, biri kötü. Bir de abim var. O, benim kadar sevimli olmasa da idare eder.

Abim seyahate çıktığı için dairesinde ben kalıyorum. Güzel bir daire bu. Abimin epeyce parası var. Neyle uğraştığını Tanrı bilir. İlgilendim diyemem. Bir şeyler satıyor ya da alıyor. Şimdi de uzakta, seyahat ediyor. Nereye gideceğini söylemişti. Bir yerlere yazdım. Afrika olabilir.

Bir faks numarası verdi ve gelen mektuplarla mesajları ona yollamamı tembihledi. Bana düşen ufak görev de bu. Basit, kolayca altından kalkabileceğim bir şey.

Buna karşılık onun evinde kalabiliyorum.

Minnettarım.

Tam da ihtiyacım olan şey.

Kafayı dinlemek için biraz zaman.

Yaşamım son zamanlarda azıcık tuhaflaştı. Her şeye karşı ilgimi kaybettiğim bir noktaya vardı.

Yirmi beşimi doldurdum. Birkaç hafta önce.

Ben ve abim, anne ve babamızın evinde akşam yemeği yedik. Yemek iyiydi. Pasta da. Havadan sudan konuştuk. Sporla, herhangi bir spor dalıyla şöyle enine boyuna uğraşma konusunda beni dürtüklemedikleri için annemle babama çıkışarak kendimi şaşırttım.

Çok anlamsızdı.

Aptalca şeyler söyledim. Neymiş efendim, günün birinde profesyonel olabilirmişim. Bir başarı eğrim olurmuş, tabii param da. Sık sık seyahat edebilirmişim, falan filan. Bir baltaya sap olamamamın, yaşamımın amaçsızlığının onların suçu olduğunu söyleyerek ayıp ettim.

Sonradan özür diledim.

Ama devamı geldi.

O akşam abim ve ben kroket oynadık. Çok sık yaptığımız bir şey değil bu. Eski kroket takımı depoda çürümüştü. Yenisini bulmak için bir sürü benzin istasyonu dolaştık. Abim parayı kredi kartlarından biriyle ödedi. Sonra annemle babamın bahçesinde mesafeleri adımladık, çubukları ve çemberleri toprağa sapladık. Ben kırmızıyı seçtim, abim maviyi. Küçükken de seçtiğimiz renkler bunlar mıydı bilmiyorum. Hatırlamıyorum.

Oynamaya başladık ve aradan epey zaman geçti. İlk çemberleri çabucak geçtim. Ekstradan bir vuruş kazandım ve devam ettim. Önde gidiyordum. Abimin çoktan önüne geçmiştim, kırmızı topumu bir ağacın arkasına atıp yere yattım ve onu beklemeye koyuldum, bu arada gülüp dalga geçtim. Sonra şişinmeye başladım.

Abim çalılara doğru bakmaya başladığında oyun eğlenceli olmaktan çıkmıştı bile.

Aklından neler geçtiğini biliyordum.

Şimdi buna hiç gerek yok, dedim.

Onun umurunda olmayacağını da biliyordum. Sağ ayağını kendi topunun üstüne yerleştirip vuruşuyla en fazla zarar kaydedebileceği yönü tayin etti. Uzun uzun durdu ve bahçenin eteklerini hedef aldı. Bahçenin sınırını, çimenin bitip yosunun başladığı yeri. Birkaç kez dikkatlice vuruş provası yaptı. En güçlü vuruşu yapmak ve kendi ayağına vurma rezilliğini yaşamamak için. Benim topumu büyük çalının içine attı. Çalının ta içine fırlattı kırmızı topu. Çalının göbeğine. Hiç güneş ışığı girmeyen yere.

Harika bir vuruştu doğrusu. Hakkını yiyemem. Hiç şüphesiz ben de aynısını yapabilirdim. Ama gösterdiğim tepki… Beni asıl şaşırtan o oldu.

Planım başından beri son derece basit ve kurnazcaydı. Finişe yakın bir yerde ağırdan alacak, sanki dalga geçiyormuş gibi davranacaktım, sonra da onun topunu öyle bir uzağa atacaktım ki bunun mümkün olabileceğine inanmayacaktı. Eğer kaçıracak olursam benim için hava hoştu çünkü o daha turunu tamamlamamıştı. Eğer tutturursam, saatte yüzlerce kilometre hızla bir vuruş yapıp onu yenecek, en âlâsı da bir kez daha oynamayı teklif ettiğinde hayır diyecektim.

Hepsini unutabilirdim şimdi.

Künye

Boyut

13,50×19,50

Sayfa Sayısı

216

Çeviren

Dilek Başak

Özgün Ad

Naïve. Super

Yazar

Erlend Loe

Seri

Zamanın Ruhu