Nickel Çocukları

25,00  18,75 


Çağdaş edebiyatın parlak yıldızı Colson Whitehead’den fırsatlar ülkesinin karanlık yüzüne bakan iddialı bir roman: Nickel Çocukları. Whitehead, yakın zamana değin faal olan bir okuldaki gerçek olaylardan yola çıkan bu sürükleyici metinde siyaha ve beyaza, geçmişe ve bugüne dair bir öykü anlatıyor; gelecek hayalleri kuran genç bir oğlanın peşi sıra altmışlı yıllara, bir zamanlar Amerika’ya uzanıyor. Nickel Çocukları, büyük düzensizliklerle damgalanmış bir çağda büyüyen Elwood Curtis’in izini sürüyor ve onun, idealizmle dolu düşlerinden acımasız hakikatlere uyanışını izliyor. Yakın geçmişe ayna tutan bu sürprizli roman, Yeraltı Demiryolu’nun koyduğu noktanın ardından yeni bir sayfa açıyor ve Pulitzer ödüllü Colson Whitehead’i gündeş edebiyatın en kayda değer isimleri arasına taşıyor. Colson Whitehead, Amerikan rüyasını sorgulamayı sürdüren Nickel Çocukları’nda herkese eşit şartlar sunmayan zalim bir dünyada sağ kalmanın bedelini ortaya koyuyor.

Nickel Çocukları, bu yılın en çok beklenen kitabı olabilir.”

– Los Angeles Times

“Whitehead geçmişte korku ve kıyamet romanları yazmıştı ama burada anlattığı gerçek öyküler, onlardan daha dehşetli.”

– The New York Times

Nickel Çocukları, ustalığa erişmiş yazarın maharetini sergiliyor ve ele aldığı her konunun altından kalkabileceğini gösteriyor. Colson Whitehead, Amerika’nın en iyi romancılarından biri olarak kendini kanıtlıyor.”

– The Wall Street Journal

Stokta

Stok kodu: 9786055903800 Kategoriler: Etiketler:

Açıklama

Nickel Çocukları

Çocukların ölüsü bile başa belaydı.

Gizli mezarlık Nickel yerleşkesinin kuzeyinde, eski ambarla okul çöplüğünün arasındaki yabani otların bürüdüğü arazideydi. Zamanında, vergi mükelleflerini çocukların masraflarının yükünden kurtarmak için Florida eyaletinin okulda mandıra işletip çevre sakinlerine süt sattığı dönemde burada hayvan otlatılırdı. Okulun yerine bir ofis kompleksi inşa etmek isteyen şirket, bu boş alana açık hava kafeteryasını kondurmayı tasarlamıştı, açıklığa dört su öğesi ve zaman zaman yapılan etkinlikler için beton bir platform inşa edilecekti. Bulunan cesetler, inşaata başlamak için çevre araştırmasının sonucunu bekleyen şirket için pahalıya patlayan bir pürüz oluşturdu, okuldaki suistimal iddialarıyla ilgili soruşturmayı kısa süre önce kapatan eyalet savcısı için de öyle. Yeni bir soruşturma açılması, ölülerin kimlikleriyle ölüm nedenlerinin belirlenmesi gerekiyordu ve geç bile kalındığı konusunda herkes hemfikir olsa da bu uğursuz yerin ne zaman yıkılıp yok olacağı, ne zaman tarihten silinip gideceği belli değildi.

Çocukların hepsi bilirdi bu meşum noktayı. İlk çocuğun bir patates çuvalının içine tıkılıp buraya gömülmesinin üzerinden onlarca yıl geçmiş olsa da mezarlığı gün ışığına çıkarmak, South Florida Üniversitesi’nden bir öğrenciye düştü. Jody, mezarlığı nasıl keşfettiği sorulduğunda, “Zemin bir tuhaftı,” diyecekti. Toprak çökük, yabani otlar seyrek, çalılar güdüktü. Jody ve arkeoloji bölümünden arkadaşları aylardır okulun resmi mezarlığında kazı yapıyorlardı. Eyalet yetkilileri, mezarlıktaki kalıntılar uygun bir yere taşınmadan önce okul arazisini elden çıkaramıyordu, arkeoloji öğrencilerinin de mezun olmak için saha çalışması yapması gerekiyordu. Alanı kazıklar ve tellerle bölümlere ayırmış, küreklerle, iş makineleriyle kazmışlardı.

Toprağı elekten geçirdiklerinde kemikler, kemer tokaları ve gazoz şişelerinden oluşan esrarengiz bir sergiyle karşılaştılar.

Nickel Çocukları resmi mezarlıktan Tahtalıköy diye bahsederlerdi, okula gönderilip de bu tür eğlencelerden yoksun kalmadan önceki yaşamlarında, cumartesi matinelerinde izledikleri kovboy filmlerinde böyle denirdi. Kuşaklar sonra, hayatlarında hiç kovboy filmi izlememiş South Florida Üniversitesi öğrencileri de aynı adı kullandı. Tahtalıköy kuzey yerleşkesindeki yüksekçe bayırın hemen arkasındaydı. Mezar yerlerini işaretleyen beton X’ler aydınlık akşamüstlerinde ışıl ışıl parlıyordu. Haçların üçte ikisine isimler kazınmıştı, diğerleri boştu.

Çıkarılan cesetlerin kimliğini saptamak uzun ve zorlu bir işti ama genç arkeologlar arasındaki rekabet gelişme kaydedilmesini sağladı. Özensiz tutulmuş olsa da okul kayıtları, WILLIE 1954’ün kim olduğunu saptamalarına yardımcı oldu. Yanmış ceset kalıntıları, 1921’deki yatakhane yangınında ölenlerle eşleştirildi. Üniversite öğrencileri buraya gömülenlerin halen hayatta olan yakınlarını bulmaya çalıştı ve alınan DNA örnekleri, ölüleri, onlarsız yoluna devam eden yaşayanların dünyasıyla yeniden bir araya getirdi. Kırk üç cesetten yedisinin kimliği saptanamadı. Öğrenciler beyaz beton haçları kazı alanının kenarına üst üste yığdılar. Bir sabah işbaşı yaptıklarında birinin gelip hepsini paramparça etmiş olduğunu gördüler.

Tahtalıköy bağrındaki çocukları birer birer çıkardı. Jody hendeklerin birinden alınan toprağı hortumla yıkayıp ilk kalıntılarını bulduğunu sanınca çok heyecanlandı fakat Profesör Carmine elindeki minik kemiğin bir rakuna veya bir başka küçük hayvana ait olduğunu söyledi. Gizli mezarlık bunun telafisiydi. Telefonu daha iyi çeksin diye bahçede dolaştığı sırada bulmuştu bu yeri. Tahtalıköy kazısında karşılaştıkları aykırılıklar yüzünden profesör de Jody’nin önsezisini destekledi; çatlamış ve parçalanmış kafatasları, saçmalarla delik deşik olmuş göğüs kafesleri vardı ellerinde. Resmi mezarlıktaki kalıntılar bile böyle kuşkuluyken işaretlenmemiş mezar yerinde yatanların başlarına neler gelmişti kim bilir? Ceset arama köpekleri ve radar görüntüleme teknikleri iki gün sonra kuşkuları doğruladı. Bu sefer beyaz haçlar veya isimler yoktu. Yalnızca birinin onları bulmasını bekleyen kemikler vardı, o kadar.

“Bir de buraya okul diyorlarmış,” diye söylendi Profesör Carmine. Yarım hektarlık bir alanda, toprak, içinde pek çok şey gizleyebilirdi.

Milliyet Sanat

Değişen Dünyada Bir Edebiyatçı: Colson Whitehead

Colson Whitehead’in yeni romanı Nickel Çocukları, “Bu çocukların ölüsü bile başa belaydı,” diye başlıyor ve dehşetiyle akıllara durgunluk veren gerçeklere dayalı unsurlar eşliğinde çok da uzak olmayan bir zamana, Amerika Birleşik Devletleri’nde altmışlı yılların başlangıcına uzanıyor. Henüz yayımlanmadan gördüğü taleple Amazon’un listesinde üst sıralara tırmanarak yılın en çok beklenen kitaplarının başında gelen Nickel Çocukları, yazarın Pulitzer, Arthur C. Clarke ve Amerikan Ulusal Kitap Ödülü gibi önemli ödülleri almasını sağlayan ve satış rekorları kırarak okur nezdinde de nadiren rastlandığı söylenebilecek bir heyecan dalgası yaratan önceki romanı Yeraltı Demiryolu’nun izinden ilerleyecek ve yine zirveye oturacak gibi görünüyor.

Whitehead, Afrikalı-Amerikalı edebiyat geleneğini devam ettirdiğini belirtiyor; Baldwin, Hurston, Wright ya da Morrison’ın taşıdığı bayrağı taşıyor o. Nickel Çocukları, toplu bir mezarın keşfiyle geçmişe dönen bir kahramanın izini sürüyor. Whitehead, sorunlu çocukların gönderildiği Nickel Akademisi’ni gerçekte işkence, tecavüz ve cinayeti de içeren “ıslah” stratejileriyle bilinen ve yüz yıla yakın faaliyet gösteren Dozier adlı okuldan yola çıkarak kurgulamış. Doksanlı yıllarda, Arthur G. Dozier Erkek Okulu olarak bilinen Florida enstitüsüne ait topraklarda elliyi aşkın insanın kalıntılarına rastlanması, burada siyah gençlere yapılan türlü eziyete dair kayıtların yeniden açılmasına neden olmuş. Whitehead, gerçeklerle beslediği bu romanı tarihsel bakımdan Jim Crow döneminin karanlığıyla bağdaştırsa da, genel anlamda, ırkçılık ve sömürüye dayalı geçmişini inkar eden Amerika’ya yıllar boyunca yok sayılan ve ezilen kitlelerin kabusunu anlatıyor, şiddetin dününü ve bugününü sayfalara döküyor. Whitehead’in kahramanı Martin Luther King’i örnek alan idealist bir genç ama burada resmedilen dünyanın kesif karanlığı, kişisel niyetleri ya da tutunulan idealleri, bilhassa King’in savunduklarını, bugün dahi sorgulatacak, tartışmaya açacak nitelikte. Yazar, toplumsal gerçekleri ve tarihin karanlık sayfalarını soğukkanlı bir tavırla karıştırıyor ve bu süreç, okuru da dahil eden, dinamik bir sorgulamanın zeminini atarak tarih anlatısını yeniden ele alma gereğini ortaya koyuyor. Colson Whitehead, hakikatle beslendiği kurmacayı başlı başına bir muhalefet platformu, alternatif bir söylem alanı olarak yapılandırıyor.

Colson Whitehead çok yönlü ve ilgi alanları alışılmadık ölçüde geniş bir yazar; farklı referans evrenlerini, hatta farklı janrları buluşturabiliyor, öyle ki, poker oyununa dair kurmaca dışı bir kitap yazıp (The Noble Hustle) peşi sıra okurunun karşısına zaman ve mekân arka planıyla bilim-kurgu nitelikleri taşıyan bir kölelik anlatısıyla (Yeraltı Demiryolu) çıkıyor. Üstelik, tüm bu sıçrayışlarını, kurmaca ve gerçeklik arasında hassas bir dirsek teması gözeterek yapıyor; örneğin, edebi bir kıyamet romanı olarak tanımlanabilecek Bölge Bir’de, bir salgının ardından sokaklarında gezen şuursuz zombileriyle bitik haldeki New York şehrini anlatırken olan biteni fazlasıyla “gerçek” göstermeyi başarıyor; bilim kurguda bile hakikatle ilişkisini zedelemiyor. Bu denli ilgi görmesinin bir nedeni de bu belki de: kurmacayı kazıdığımızda karşılaştığımız gerçekler, resmi anlatıların sakladığı incelikler ve ne denli can yakıcı olsalar da bu gerçeklerin kabulü ihtimalinin doğurduğu iyileşme umudu. Beyazların içselleştirilmiş suçluluğunu hedef alan bir ifşa girişimi değil fakat Whitehead’inki; daha ziyade beyaz Amerika’nın resmi tarihine atılan bir kesik, tarih anlatısının temellerini sarsmayı ve tartışmaya açmayı hedefleyen bir hamle.

1969 doğumlu Whitehead, ilk romanı Asansör’ü 1999 yılında yayımladı; bu romanla New Voices Ödülü’nü aldı ve PEN/Hemingway adayları arasına girdi. Onunkisi, yirmi yılda adım adım ilerleyen bir başarı öyküsü; zira Yeraltı Demiryolu ile 2017’de alacağı Pulitzer’dan önce, henüz ikinci romanı John Henry Days ile Pulitzer finalistleri arasında yer almıştı. Oprah’dan NY Times’a, Pulitzer’dan Arthur S. Clarke’a ve geçen ay, on yıldan bu yana Time dergisinin kapağında yer alan ilk edebiyatçı olmasına varan bir yol Colson Whitehead’in yolu ve yarattığı kahramanlar -zombiler, köleler ya da asansör müfettişleri- en akıl almaz biçimlerde bugünün toplumuna, bizlerin bugünkü meselelerine dair somut meselelerin altını çiziyor. Whitehead, Yeraltı Demiryolu’nun onurlandırıldığı Ulusal Kitap Ödülü töreninde yaptığı konuşmada basit, fakat son derece önemli üç ilkeden bahsetmiş ve yazacak olanlara bu üç temel prensibi göz ardı etmemelerini söylemişti: İncelikli ol, sanat üret, iktidarla savaş. ABD’nin göçmenler ve yükselen ırkçılık dalgasıyla yeni bir kimlik sınavı verdiği, hakikatin erozyona uğradığı, gerçeklik anlatısının hükmünü yitirdiği bu devirde, taze bir öykü anlatmak mümkün mü peki? 2016 tarihli Colson Whitehead romanı Yeraltı Demiryolu, sadece kölelik anlatıları açısından yenilikçi bir bakış taşımıyor, Amerika’yı da bu bağlamda yeniden yaratıyor, icat ediyordu: “Amerika bir yanılgı, hem de yanılgıların en büyüğü.” Whitehead, yazınında temel amacının öyküler anlatmak değil, yazmak istediklerini sayfaya dökmek olduğunu, yorumun okura kaldığını vurguluyor. Yeraltı Demiryolu beyazların kölelik sömürüsünü konu alırken Nickel Çocukları kuşaklar sonrasına miras kalan travmalara ve kurumsallaşmış ırkçılığa, sosyal adaletsizliğe eğiliyor. Nickel Çocukları’nın ana kahramanı Elwood Curtis akıllı ve yetenekli bir genç adam; idealist bir ruhu, geleceğe dair düşleri var; işlemediği bir suç için tutuklanarak Nickel Akademisi’ne gönderilmesi, hayatında bir dönüm noktası haline geliyor; Elwood, Martin Luther King’in söylemlerine tutunurken burada karşısına bunların naiflikten öteye geçmediğini savunan ve adaletsiz bir dünyada sağ kalmak için başka yetiler geliştirmesi gerektiğini öneren Turner çıkıyor. Elwood ve Turner’ın zıtlığı, ideolojiler ve hakikat arasındaki boşlukları da sorgular nitelikte; Nickel, çocuklarını bozuk para gibi harcamaktan çekinmeyen bir kurum ve düş kurmak, idealler doğrultusunda yaşamak için ideal bir yer değil; dünya, suçlu damgası yemiş siyah gençler için düşman bir zemin; yaşam şartları bir yana hayatta kalmak başlı başına bir başarı ve bedelleri son derece ağır… Whitehead, Yeraltı Demiryolu’nda bölüm aralarında eski gazetelerden derlediği kaçak köle ilanları vasıtasıyla hakikat ile paslaşırken burada doğrudan gazete haberlerinde yer almış bir vakadan hareketle kurmaca evrenini inşa ediyor; kurmacayı hakikatle keskinleştiriyor. O, karamsar bir yazar değil, ancak bu, iyimserliği sorgulamadığı, kimi ölümcül çelişkileri gözler önüne sermediği anlamına gelmiyor. Hakikatten yoksun bir çağda, Colson Whitehead, okura “hakiki” bir edebiyat vaat ediyor. Time’in kapağında ‘Amerika’nın Hikâye Anlatıcısı’ demişler onun için. Dünya şimdi dinlemeye hazır.

*Nickel Boys, Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle Eylül ayında raflarda olacak.

Künye

Boyut

13,5×19,5

Sayfa Sayısı

216

Çeviren

Begüm Kovulmaz

Özgün Ad

The Nickel Boys

Yazar

Colson Whitehead

Seri

Zamanın Ruhu