Dibe Vurmuş Kahramanlar

Dibe Vurmuş Kahramanlar – Ömer Türkeş (Radikal Kitap)

İçimdeki Katil’, İskoçya’nın Edinburg kentinde iki güne sığan sert bir suç hikâyesi; türün hakkını veren bir ‘Kara Roman’… ‘Sıfır’da, Jess Walter polisiye kurguyu politik eleştiri aracına dönüştürmüş… ‘Aikido Hızı’nda ise uyuşturucu tacirlerinin Berlin kentindeki pazar kavgasını bir Aikido okulu etrafında ele alınıyor

Çevirileri yapılan romanları sayesinde, geçen hafta, iki yeni polisiye yazarla tanıştık. İlki İskoçya’dan; Allan Guthrie. 1965 doğumlu. Çocukluk yıllarında müzikle uğraşmış, piyano ve pagot çalmış. On iki yaşında İskoçya Ulusal Gençlik Orkestrası’na, hemen ardından Manchester’daki bir müzik okuluna girmiş. Yeteneklerine güvenmiş olmalı, üniversiteyi birinci sınıfta terk edip Edinburgh’a taşınmış. On iki yıl boyunca bilgisayar programcılığı ve bilgi teknolojileri üzerine çalışmış. Müdavimi olduğu kitapçılar sayesinde asıl merakının edebiyat olduğuna karar veren ve yazarlık kariyerine hikâyeler yazarak Guthrie, 2004 yılından bu yana polisiye romanlar üretiyor; İçimdeki Katil, Kiss Her Goodbye, Hard Man, Savage Night, Kill Clock ve Slammer adlı romanlarıyla çok sayıda ödül de kazanmış.
İçimdeki Katil, İskoçya’nın Edinburg kentinde iki güne sığan sert bir suç hikâyesi; türün hakkını veren bir ‘Kara Roman’. Üç koldan çok hızlı akan hikâyeyi gerilimi yüksek bir final sahnesiyle noktalayan İçimdeki Katil, hikâyesi kadar -belki daha çok- dibe vurmuş roman kişileriyle de ilgi çekici.
Bir yanda postane soyguncusu bir çete; Robin Greaves, karısı Carol ve yakın arkadaşları Eddie. Diğer yanda, uyuşturucudan ölen kardeşine mal satan torbacıyı öldürüp on yıl hapis yatan, hapisten çıktıktan sonra bir postanede çalışan annesi sayesinde ayakta durmaya çalışan Pearce ve Pearce sayesinde başı beladan kurtulan Ailsa. Ve son olarak Robin’e öfkeli bir özel dedektif ve yardımcısı -özel dedektif hikâyeleri hayranı- Kennedy.

Yeni ve tekinsiz karakter
Robin ve Carol; “iki akıl hastası, üstelik evliler ve her ikisi de diğerinin deli olduğunu düşünüyor.” Babasından sevgi görmeyen, müzik kariyerini hastalığı nedeniyle yarıda bırakan, abisinin ölümüyle kişilik bölünmesi yaşayan Robin, tedavisinin gerektirdiği ilaçlarını almayı da bırakmış ve karısının izlemesi için özel dedektif tutmuştur. Robin paranoyaktır belki ama haklıdır şüphelerinde. Carol ve Eddie arasındaki ilişkiyi öğrenen Robin, az sonra yapacakları soygundan sonra her ikisini de öldürmeyi planlayacaktır.
Çetenin soyguna giriştiği saatlerde, Pearce, para tahsilatçılığını yaptığı mafya patronunun borçlularının peşindedir. öğle yemeği için annesinin çalıştığı postaneden içeri daldığında, annesi, Robin tarafından rehin alınır ve kaza sonucu da olsa öldürülür. Pearce için bir kez daha intikam zamanıdır. Özel dedektif ve yardımcısı, çetenin çaldığı paranın peşindedir. Öte yandan işlenen cinayet, çete içindeki gerilimi artırmış, Robin dengesini iyiden iyiye yitirmiştir. Tam bu sırada yeni ve tekinsiz bir karakter katılır hikâyeye; Robin’in kardeşi olduğunu iddia eden Don…
Konusu, kurgusu, gerilimi vasatın çok üzerinde olmakla birlikte, romanın asıl önemli yanı insan ve toplum manzarasını ortaya çıkarması. Guthrie, Edinburg kentinin, biraz daha genişletelim, İskoçya toplumun karanlık tarafına, bu karanlıkta kaybolmuş insanlara bakıyor. Uyuşturucu ve seks ticareti, tefeciler, bunların eline düşmüş -kelimenin tam anlamıyla düşmüş- insanlar, yaşaması zor mahalleler… Antikahramanlardan kurulu romanın şahıslar kadrosunda Pearce, biraz farklılaşıyor. Yazarın birkaç romanında yer alan Pearce hem o toplumun bir parçası hem de vicdan duygusuyla o toplumun dışında kalmaya çalışan bir adam. Ama her durumda kaybedenlerden biri. Sert görünümlü ama biraz saf ve biraz da beceriksiz.
Romanı asıl sürükleyen Robin; psikolojik rahatsızlıklarıyla, rahatsızlıklarının getirdiği kuruntuları, saplantıları ve patlamaya hazır saldırganlığıyla çok iyi oturmuş hikâyeye. Kötü olduğundan değil; Guthrie’nin iyi kötü çatışması temelinde bir polisiye hikâye anlatmak derdi de yok. Robin ve Carol’u suçluya dönüştüren etkenleri çocukluklarına kadar inerek anlatırken toplumsal ve bireysel sorunlara temas etmek istemiş.
Zaman zaman sert sahnelerin de yer aldığı, bir saatin ‘tik tak’larıyla hızlanan hikâyede Robin’in iç monologları, özellikle son bölümlerdeki kişisel parçalanmasını ortaya çıkaran bilinç akışları oldukça heyecan verici.

11 eylül travması
İkinci yeni yazarımız Jess Walter. O da 1965 doğumlu. Roman yazmaya 2001 yılında başlayan ve Over Tumbled Graves, The Land Of The Blind, Citizen Vince ve Sıfır adlı romanları yayımlanan Walter, gazetecilik mesleğini de sürdürüyor. 2006 yılı National Book finalisti olan Sıfır romanında, Jess Walter polisiye kurguyu politik eleştiri aracına dönüştürmüş. Hakkında yazılanlara bakılırsa, politik eleştiri Walter’in romanlarının karakteristiği. 11 Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonraki günlerde, New York kentinde geçen hikâyesinde polis memuru Brian Remy’nin çırpınışlarına tanık oluyoruz. Kendisine verilen görevi uyku ile uyanıklık arasındaki bir bilinç, neredeyse yarıya düşmüş görüş yeteneğiyle ne olup bittiğini anlamak için çırpınıyor Remy. Roman boyunca 11 Eylül’den, gerçek mekân ve şahıs isimlerinden söz etmeyen, onun yerine ‘Sıfır’ noktası ya da ‘Sıfır’ zamanı tarzında bir terminoloji kullanan yazar, 11 Eylül’ün yarattığı bireysel, toplumsal ve siyasal travmayı anlatıyor. Olayın açıkça adlandırılmayışı da zaten söz konusu travmanın göstergelerinden biri.
Yeniden hikâyeye dönelim ve çok genel bir özetle yetinelim; polis memuru Remy, bir sabah büyük bir terör saldırısı atlatmış olan şehirde hafıza kaybı ve şakağında bir mermi yarası ile uyanır. Enkazın kaldırılması ve teröristlerin yakalanması için operasyonlar sürerken Remy olayları takip etmekte ve hatırlamakta güçlük çekmektedir. Gizli bir hükümet birimi adına görevlendirilen Remy, çok geçmeden attığı her adımda boyutları akla hayale sığmayan bir komplonun içinde olduğunu anlayacaktır.
Ancak gerçekten anladı mı ya da anlayana kadar geçen zamanda yaşadıkları gerçek mi, daha da ötesi, gerçekten böyle bir teşkilat ve görevlendirme var mı, net olarak bilemiyoruz. Çünkü baş dönmesi, bitkinlik ve ağrı dan musdarip Remy, travma sonrası psikolojik bozukluk içinde. Bellek yitimine eşlik eden halüsünasyonlarla, olayların 11 Eylül öncesi ve sonrası arasındaki kronolojisini bir türlü kuramıyor. Bulmakla görevlendirildiği kadının kız kardeşiyle yaşadığı ilişkiyi de bir türlü netleştiremiyor Remy. Asıl netleşmeyen yeni bir terör saldırısı planlarının ve teröristlerin varlığı. Sonuçta kim için ve ne için olduğu belirsiz bir görevlendirmeyle yuvarlandığı Kafkaesk bir labirentin içinde bulacaktır kendisini.
Ülkesinde Kurt Vonnegut Jr. tarzında bir roman olarak değerlendirilen Sıfır, Remy’nin uyku ile uyanıklık halini ortaya çıkaran bilinç akışıyla baştan sona tekinsiz bir okuma sürecine çekiyor bizi. Tekinsiz, sürükleyici ve meraklı… Sıfır, gerek hikâyeyi kavramak gerek toplumsal eleştiriyi anlamak için dikkatle okunması gereken güzel bir roman.

Uyuşturucu savaşları
Aikido öğretmenliği de yapan Alman yazar Jürgen Ebertowski, Aikido Hızı romanında uyuşturucu tacirlerinin Berlin kentindeki pazar kavgasını bir Aikido okulu etrafında ele almış. Ebortowski’nin romanları daha önce Türkçeleştirilmişti ve Boğazın Altınları’nda mekan İstanbul’du. Bu kez yolu buralara düşmemiş ama Tokyo’dan’dan Malta’ya kadar uzanıyor ve düğüm Berlin’de çözülüyor.
Rahibe ve lise öğretmeni Vera Veltheim, dini görevlerle gittiği ve çok sevdiği Japonya’da, rahiplerden Aikido öğrenmiştir. Japonya dönüşünde öğrencileri için Berlin’de Aikido gurubu kurar. Almanya’da ‘sağlıklı yaşam için spor’ reklam şiarının yükseldiği, sektörde büyük paralar döndüğü bu dönemde pek çok işadamı fitness merkezlerine para yatırmıştır. Ne var ki işler sanıldığı kadar yolunda gitmeyecektir. Yatırımcılardan Schellkowski, ekonomik dar boğaza girince müşterilerine ek bir hizmet de sunmaya başlar; performans arttırıcı adı altında uyuşturucu haplar!.. Aynı dönemde Berlin çeşitli uyuşturucu tacirlerinin güç savaşları yaptığı bir pazardır ve Hollanda mafyası pazarı eline geçirmek için Schellkowski’nin okuluna göz dikmişir. Piyasada bollanan haplar Vera’nın öğrencilerine kadar uzanır. Bazı öğrencilerin davranışlarında saldırganlık ve şiddet görülecek, şiddet okulda bir öğrencinin öldürülmesine kadar tırmanacaktır. Öldürülen gencin Schellkowski ile ilişkisine Mafya üyelerinin Vera’nın okuluna olan ilgisi de eklenince, olayları çözümlemek Rahibe Vera’ya düşecek, Vera’ya bir ziyaret için Japonya’dan gelen Kamakura Hıristiyan Koleji’nin ustası Tadayama yardımcı olacaktır.
Ebortowski de hem suç romanı yazıyor hem toplumsal meselelere, örgütlü suçlara uzanıyor; ama fazla derinlere de inmiyor. Aikido sevgisi nedeniyle bu kez uzak doğu kültürüne fazlaca yer verince polisiye kurgu biraz zayıflamış. Yine de yazarın üslubunu yansıtan bir roman.

Atmosferik Rahatsızlıklar

Mayıs 5, 2012

Masalın Postmodern Tezahürü: Pamuk Prenses

Mayıs 5, 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir