Etgar Keret Idefix’in Sorularını Cevaplıyor

Etgar Keret, Idefix’in sorularını cevaplıyor: “Kargaşa ve keder arasında seçim yapacak olsam, her zaman kederi seçerim."

“Kargaşa ve keder arasında seçim yapacak olsam, her zaman kederi seçerim,” diyor Etgar Keret. Ölüm fikriyle sık sık flört eden kara mizah dolu öykülerinde keder, melankoli gibi duyguların yanında oyunbazlık ve yaşamdan zevk alma hali de hep belirgindir onun metinlerinde. Çağdaş edebiyatın en nüktedan, en yaratıcı öykücülerinden biri olan Etgar Keret’i kimimiz Bilek Kesenler adlı filme ilham verişiyle, kimimiz de Siren Yayınları’ndan çıkan öykü kitaplarıyla tanıdık. Bir kez karşılaşınca hiç bırakmak istemeyeceğiniz türden kıvrak zekalı ve şefkatli bir dost gibi Etgar Keret… Türkçedeki yeni kitabı Uç Artık raflardaki yerini almışken, bizi kırmayıp sorularımızı yanıtladı.

 

Söyleşilerinizden birinde, hikaye anlatmak ile yakın bir arkadaşınızla muhabbet etmenin aslında çok benzer şeyler olduğundan bahsediyorsunuz. Hikayelerinizi yazarken bir yakınınızla sırrınızı paylaştığınız hissine kapılır mısınız?Yazı mahrem bir alan yaratır, gerçekten güvendiğiniz ve empati beklediğiniz birileriyle sırlarınızı paylaşabileceğiniz, hatalarınız hakkında konuşabileceğiniz bir alan. Bu duygunun illa bir karşılığı olması gerekmez: Okurunuz sizin bu girişiminiz karşısında sıkıntı ya da öfke duyabilir, ilgisiz kalabilir. Yine de yazar, yazma eylemi sırasında okurla dostluk kurmuş olduğunu, okurun yanında yer aldığını ve yazdıklarını umursadığını, yazdıklarını ciddiye aldığını varsaymak zorundadır, çünkü bunlar olmadan herhangi bir hakikat ya da kırılganlığın ifşası mümkün değildir; en azından benim için böyle.

Senaryolar yazdınız, yönetmenlik yaptınız, Meduzot adlı filminiz Cannes’da ödül kazandı. Yazarlığın yanı sıra bir görsel hikaye anlatıcısı olduğunuzu da söyleyebiliriz. Kendi metinlerinizin görsel anlatılara yatkın olduğunu düşünüyor musunuz?
Öykülerimi yazarken olan biteni hep gözümde canlandırırım. Çoğu zaman bu tasvirler metne dahil olmazlar ama bu, öykülerimdeki kahramanların ve yerlerin nasıl göründüğünü, nasıl bir duygu taşıdıklarını ya da nasıl koktuklarını bilmediğim anlamına gelmez. Sinemadaki fark, izleyicilerin zihinlerinde senin sahip olduğundan daha başka imgeler uyanmasına izin vermemekte, kendi imgelerini onlara aktarmakta yatıyor bence. Hayattaki pek çok şey gibi ikisinin de olumsuz bir tarafı var: Seyirci, okur gibi evrene etki etme fırsatı elde etmiyor, öte yandan tüm duyularıyla sinemacının zihnine gömülme şansı yakalıyor.

Başka disiplinlerden etkilendiğiniz isimler var mı? Hiç tanışmasanız bile bir bağ hissettiğiniz sanatçılar, yaratıcı insanlar…
Terry Gilliam, Aki Kaurismaki ve Coen Kardeşler gibi yönetmenlerden, Tom Waits ve Leonard Cohen gibi söz yazarı/şarkıcılardan ve Chris Ware gibi çizerlerden etkilenmişimdir. Öyle çok ilginç fikir ve buluş var ki dört bir yanımızda, kimi zaman başka sanatçıların bakış açılarına fazlaca maruz kaldığımı düşünüp kasıtlı olarak bütün bu büyük eserlerden uzak duruyorum, çünkü insanın kendi yaratıcı enerjisini bulabilmesi için bir boşluk, bir açlık içinde olması gerekiyor.

Türkiye’de okurlarla buluşan yeni kitabınız Uç Artık’ı tarif etmek hiç de kolay değil. Daha önce bir Keret öyküsü okumuş olan herkes sizin imzanızı kolayca tanıyacaktır: Yas, yalnızlık, ölüm gibi temaların etrafında kaygıyla dolanırken bir şekilde nüktedan ve yaşam enerjisiye dolu metinler…  Her seferinde taze bir his veren öyküler yazarken bir yandan da bahsettiğimiz imzayı korumayı nasıl başarıyorsunuz?
Tuhaf tiklerimizin ya da garip davranışlarımızın nasıl bilincinde değilsek, benzer biçimde kendi yazı üslubumun da bilincinde olmadığımı söyleyebilirim. Dünyanın sürekli değiştiğini düşünüyorum, kendimin de öyle. Özellikle bu kitapta, etrafındaki dünya neredeyse bir gecede değişen biri gibi hissediyordum kendimi: teknolojiler, sosyal yapılar, siyaset ve medya kanalları, on yıl öncekinden son derece farklı şimdi. Bu değişikliklerin, sanki dünyanın merkezinde duruyormuşum gibi değil de, kenarda köşede kalmışım ve bütün bunların nereye varacağını düşünüyormuşum gibi gelen bir tarafı var. Sanırım bu yeni deneyimlere dair yazıyorum ben, eski beynim, eski parmaklarım ve emektar klavyemle; bütün bunların birleşimi yazı üslubumu oluşturuyor.

Genellikle kentli insanlar hakkında yazıyorsunuz ve onların yolları hiç beklenmedik şekillerde kesişiyor. Başka yazarların elinde ucuz ya da fazlasıyla melodramatik durabilecek bazı karşılaşmalar ve tesadüfler sizin öykülerinizde hem trajik hem de yaşam sevinciyle dolu bir hal alıyor. İkisi birbirinden ayrılamaz gibi…
Tesadüfler, vakıf olduğumuzdan daha derin, daha büyük bir anlatı varmış gibi bir duygu aşılıyor bence bize. Çevremizdeki tüm bu kargaşa, daha büyük bir anlatıya ait bir unsurmuş gibi. Bu anlatı hüzünlü de olsa, bu duygu içimize su serpiyor. Kargaşa ve keder arasında seçim yapacak olsam, her zaman kederi seçerim.

Temalarınızı neredeyse her seferinde günümüzden seçseniz de, kişisel tarihiniz ve yaşadığınız toplumun tarihi kaçınılmaz bir şekilde öykülerde kendini hissettiriyor. Yaşadığımız bölgenin son yıllarda içinden geçtiği karmaşa ve huzursuzluk öykülerinizde ne şekilde tezahür ediyor?
Dünyada, yaşadığımız toprakları etkileyen büyük değişiklikler olduğu görüşündeyim. Milliyetçilik ve dini söylemler öne çıkarken demokrasi zayıflıyormuş gibi görünüyor. Tüm dünyaya yansıyan en önemli duygu ise korku: Gelecek belirsiz; teknolojinin gelişimi, bilginin durmaksızın artışıyla geride aydınlanmamış pek az sır kalırken, dünya daha korkunç bir yere dönüşüyor, bizler de daha büyük bir topluluğa sığınma ihtiyacı hissediyoruz; bize teselli sunacak ve geri kalan herkesten nefret etmek için meşru bir zemin sağlayacak bir topluluğa. Liberal değerlerin, eşitlik mefhumunun silinip gidişini izlemek benim için çok üzücü ve her insanın buna karşı savaş vermesi gerektiğinin şart olduğunu düşünüyorum.

Bir ebeveyn olmanın saf mutluluğunun yanında bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmenin yükü de “Uç Artık” gibi öykülerinizde belirgin şekilde hissediliyor. Çocuk sahibi olmak dünayya bakışınızı ve edebiyatla ilişkinizi değiştirdi mi
Ebeveynlik insanı ânın içinde yaşama yetisinden mahrum bırakıyor, çünkü henüz yetişkin olmamış bir çocuğun varlığı, onun geleceği gözden çıkarılacak bir şey değil. Ebeveyn olarak aynı zamanda bu saçma sapan dünyayı çocuğunuza anlatmanız ve anlamlandırmaya çalışmanız da gerekiyor ki bunu her zaman yapabildiğimden emin değilim.

Hepimiz başka yazarları, başka yaratıcı insanları zaman zaman kıskanır, onların yerinde olmayı hayal ederiz. Bir başka yazarın hayatına sahip olma şansınız olsa kimi seçerdiniz, tek bir isim hakkı versek…
Pek çok kötü huyum olduğunu ama kıskançlığın bunların arasında yer almadığını söylemek zorundayım; eğer birini kıskanacak olursam dahi o kişi bir sanatçı olmayacaktır: En müthiş sanatçılar genelde yaşamda en çok acı çekmiş olan insanlar arasından çıkmıştır.

Yeni medya çağında etrafımız bitmek bilmeyen uyaranlarla çevrili ve bu da okuma alışkanlıklarımızı etkiliyor. Kitap okumaya eskiden olduğu kadar vakit ayırabiliyor musunuz?  Gündelik alışkanlıklarınız evrim geçirdi mi yıllar içinde?Bugünlerde daha az kitap okuyup daha çok TV izlediğimi söylemeliyim. Günümüzde bu ortamda pek çok ilginç, pek çok heyecan verici öykü anlatılıyor. Ben gençken televizyona “aptal kutusu” denirdi ve anaakıma yönelik eğlence programları çoğunluktaydı, ama bugün bir sürü sıra dışı, özgün hikâye var ekranlarda: LeftoversTrue DetectiveThe Night OfSense 8 ve daha bir sürü cazip, baştan çıkarıcı şey; okumaya ayırdığım vaktin bir kısmı onlara harcanıyor. Bir de tabii son birkaç yıldır bir TV dizisi üzerinde çalışmış olmam var ki diğer dizileri izlemek bu alanı daha iyi anlamamı, kavramamı sağlamıştır.

Dünyanın dört bir yanında o kadar çok kitap yayımlanıyor ki her şeyi takip etmek imkansız. Yine de, son dönemde çıkan ve sizi heyecanlandıran taze yazarlar, keşfedilmeyi bekleyen yetenekler var mı?
Korkarım ki son günlerde okumaya ayırdığım kısıtlı zamanda Gogol ve Nabokov gibi yazarların klasiklerine yöneldim, yeni bir yazar okumayalı epey oldu maalesef. Yeni senede bunun değişeceği umudunu taşıyorum.

Etgar Keret, Idefix’in sorularını cevaplıyor: “Kargaşa ve keder arasında seçim yapacak olsam, her zaman kederi seçerim."

Banu Yıldıran Genç-Agos Kirk/Kitap

Nisan 25, 2019

Savaşın gerçek mağdurları: Anneler

Nisan 25, 2019