Kahramanlarımız Gerçek Hayatta İyi Arkadaş Olurlardı

Kahramanlarımız Gerçek Hayatta İyi Arkadaş Olurlardı – Kaya Genç (Sabah)

Kahramanlarımız gerçek hayatta iyi arkadaş olurlardı

40’lı yaşlarda iki yazar, İsrailli Etgar Keret ve Filistinli Samir El-Youssef bir gün birlikte bir kitap yapmaya karar verip çalışmaya koyulurlar. Kara mizahın hâkim olduğu Gazze Blues, Türkçede

Gazze Blues’u okurken insan haline şükretmeden edemiyor. Ortadoğu’nun en problemli bölgesinde, İsrail ve Filistin’de yaşanan şiddetle Türkiye’de yaşananlar kimi zaman birbirine benzese de bu şükretme duygusu devam ediyor. Kitaptaki ‘damardan’ acılara, yazarların hayalgücü, insanın içini ürperten öyle detaylar eklemiş ki, kitabın dünyası gerçek hayattan çok daha karanlık oluyor. Şehre yapılan bir intihar saldırısında ölen İsrailli kadının öyküsü mesela. Felaketin ardından doktoru, beyninde tümör olduğunu kadının ailesine söylememeye karar veriyor. Askeri ortamlarda hayvanların insanlar gibi davrandıkları, ellerine silah alıp konuştukları sahneler de var. Karakterler başka ülkelere kaçma hayalleri kuruyor, sürekli şiddet mağduru insanların geldiği hastanelerde doktorlar ise kaçışı blues dinlemekte buluyor. Türkçede Bukowski, Fante gibi çok sevilen, yeraltı edebiyatının harbi isimlerini konuşturan Avi Pardo çevirmiş kitabı. İsrailli Etgar Keret (42) ve Filistinli Samir El-Youssef (44) bir gün bir araya gelip ülkelerinin yaşadıkları düşmanlığın ‘üzerine giden’, onu aşmaya çalışan bir kitap yazmaya karar vemişler. İkisinin de hayata şüpheyle, kara mizahla bakan, ruhu yaralanmış kahramanları var. Etgar Keret çok yönlü bir sanatçı; Salman Rüşdi onun yazdıklarına bayılıyor, Wristcutters filminin hikâyesi de Keret’e ait. Lübnan’daki bir Filistin mülteci kampında doğan Samir El-Yusuf, 1989 yılında ülkesinden ayrılmış, son dokuz yıldır da Büyük Britanya vatandaşı. Guardian‘dan New Statesman‘a pek çok önemli yerde yazıları çıkıyor. Bu iki yaratıcı adamı internet vasıtasıyla bulduk, onlarla bir ‘konferans’ yapıp Gazze Blues‘u konuştuk.

– Hikâyeleriniz bu dünyada geçiyor ama akla Marquez’in büyülügerçekçi kitaplarını getiriyor. Şiddet kitapta gerçeküstü bir boyut almış.
– Etgar Keret: 
İnsanın çevresinde kabullenmesi böylesine ağır bir gerçeklik olunca, edebiyattaki toplumsal veya psikolojik kuralları yıkarak, bükerek protesto etmeye başlıyorsunuz ister istemez. Bundan da gerçeküstücülük doğuyor, şiddeti protesto etmek için gerçeküstücü oluyorsunuz.

-Nasıl çıktı bu proje?
– Samir El-Youssef: 
Etgar Keret’ye birlikte bir kitap yapmamız gerektiğini söyledim. O zamanlar Filistinlilerle İsrailliler arasında barış olamayacağı görüşü çok yaygındı. Buna meydan okuyacaktık. Kitabı yazarken, şiddete karşı benzer bir tavrı temsil ettiğimizi gördük.

ARAMIZDA RUH ORTAKLIĞI VAR
– Kitaptaki hikâyelerin anlatıcılarının ortak noktaları var, ikisi de eleştirel, absürd bir bakış açısına sahipler. Benzer üsluplarınız olduğunu düşünüyor musunuz?
– Keret: 
Tamamen aynı üslupla yazmıyoruz elbette. Ama ruhumuz ortak. Bir defasında bir konferansta “Samir’in yarattığı karakterlerle benimkiler gerçek hayatta karşılaşsa, çok iyi arkadaş olurlardı” demiştim. Hâlâ da böyle düşünüyorum.

– Gazze, içinde yaşayanların kaçmak istediği, travmatik bir şehir mi?
– El-Youssef: 
Bence Gazze akıl sağlığını yitirmemiş bir insanın mutlaka kaçmayı isteyeceği bir yer. Ancak Ortadoğu’da böyle çok yer var yani Gazze tek örnek değil. İnsan kaçamayınca edebiyat yaşanan sorunlarla mücadele etmenin en iyi aracına dönüşüyor.
– Keret: Benim Gazze hakkında konuşmaya hakkım yok, İsrail’le ilgili olarak ise şöyle söyleyeyim: Benim öykülerim travmadan kaçmamızı değil, travmamızla yüzleşmemizi, çözmemizi amaçlıyor. Bunu yapmanın, şeytanı alt etmenin en iyi yolu da espri, mizah ve hayalgücünü kullanmak.

BRAD PITT-ANGELINA JOLIE KADAR ‘ÜNLÜ’ BİR SORUN
– Türkiye’de de devletin doğu bölgelerindeki varlığını “Gazze’deki İsrail” benzetmesiyle yorumlayanlar var. İsrail-Filistin çatışması sanki uluslararası bir metafora dönüşmüş gibi. Ne dersiniz?
– Keret: 
Sorunun etkilediği insanların sayısını, iki halkın nüfusunu düşündüğümüzde, İsrail-Filistin çatışması en çok gündemde olan çatışma şu anda. Afrika’da binlerce kişi ölse medyanın hiç ilgisini çekmeyebilir ama burada bir taş atılsa, medya aracılığıyla bunun yankısı bütün dünyaya ulaşıyor. Bunun sebebi de, İsrail-Filistin çatışmasının bir metafor olması. Doğu-Batı çatışmasının bir metaforu. 20. yüzyılın en çok haksızlığa uğramış, en mağdur iki halkının savaşı… Bu tür çatışmaları ünlü çiftler gibi düşünseydik, bizimki Brad Pitt ve Angelina Jolie ilişkisi gibi bir şey olurdu. Dünyada hiçbir çatışma bizimki kadar ilgi görmüyor.
– El-Youssef: Ancak bu ün, barış için mücadele eden Filistinliler ve İsrailliler içinse bu hiç de iyi bir şey değil. Yaşadığımız çatışma bağlamından koparılmış durumda; kendi gerçekliğini yitirmiş, pratik bir çözüm daha da zorlaşıyor.

– Yazdığınız hikâyelerin absürdlüğüyle bir intihar bombacısının eyleminin absürdlüğünü karşılaştırmak… Bu saygısızlık mı olurdu?
– Keret: 
Benim gözümde kendi canını alan, başkalarını öldüren bir insanın eyleminin absürd bir yanı yok kesinlikle. Bu anlamda edebiyat ve intihar saldırısı, olabilecek en zıt şeyler. Edebiyat, ‘öteki’ni insanileştirmek üzerine kurulu. İntihar saldırısı ise ‘öteki’nin insanlığını elinden almak üzerine.
– El-Youssef: Yaşanan şiddeti düşündüğümüzde gerçekten de hayalgücümüzün bununla yarışması kolay değil. Ama elbette intihar bombası eylemleri kadar İsrail’in Filistinlilere karşı devam eden askeri işgali de insanın hayalgücünü çaresiz halde bırakıyor. Benim öykümde ise kara mizah ön planda ve bir çözüm olarak sunuluyor. Politik absürdlüğe verilecek en iyi cevap kara mizahtır diyorum.

– Düşmanı, karşıtı, ‘öteki’si ilan edildiğiniz kültürün romanlarını, şiirlerini ne kadar iyi takip ediyorsunuz?
– El-Youssef: 
İsrailli yazarları sürekli okuyorum. David Grossman ve Amira Haas’ın kitapları iki toplum hakkında da bana çok şey öğretti.
– Keret: Maalesef Filistin’de üretilen edebiyatı yeterince iyi takip etmediğimi itiraf etmeliyim. Ama Filistin sinemasını biliyorum, Divine Intervention ve Paradise Now gibi filmleri çok sevmiştim.

– Yazdıklarınızı okuyunca insanın aklına Bukowski, Salinger veya Jonathan Safran-Foer gibi yazarlar geliyor.
– El-Youssef: 
Salinger veya Bukowski gibi yazarların kitapları, kendi dillerinde farklı bir şey yapmak isteyenler için hep ilham kaynağı olmuştur. Resmi ve milliyetçi söylemleri sarsmak istiyorsanız, bu yazarların önemli olduğunu düşünüyorum.
– Keret: Hangi kültüre dahil olursak olalım korkularımız, arzularımız arasında hayal edebileceğimizden çok daha büyük bir yakınlık var. Bu söyleşiye New York’tan katılıyorum ve bugün öğle yemeğinde (ABD’li ünlü romancı) Jonathan Safran Foer’la birlikteydim. Muhabbet ettikçe keşfettik ki ikimiz de vejetaryeniz, ikimizin de kafası çok iyi uyuşuyor. Ben İsrail’de Şaron karşıtı gösterilere katıldım, o da New York’ta Bush karşıtı gösterilere katılmış. İçinde yaşadıkları, değiştirmeye çalıştıkları toplum hangisi olursa olsun, liberal liberaldir.

– Siyasi sorunları çözmek için edebiyat doğru ortam mı?
– Keret: 
Bence edebiyat etkisiz. Samir’le işbirliği yapmamın tek sebebi, aklıma daha iyi bir fikir veya proje gelmeyişiydi. Ama hikâyelerimizle insanlar arasındaki derin öfkeleri, korku duygusunu tedavi edebileceğimiz yanılgısına da hiç düşmedim. Savaşı durdurmayı başaran bir kitap varsa ne olur bana da ismini söyleyin. Ama savaşı açıklamak dersek o başka, bunu çok iyi yapan kitaplar var.

– Birinizin diğerinden daha şanslı olduğunu düşündüğünüz oluyor mu? Yani ‘Keşke İsrailli olsaydım, orada işgal yok, fakirlik yok’ veya ‘Keşke Filistinli olsaydım, orada intihar bombacıları yok’ dediğiniz…
– El-Youssef: 
İsrailli birinin Gazze’de, askeri işgal altında yaşamak isteyeceğini hayal bile edemiyorum. Ama intihar saldırılarına karşın Tel Aviv’de yaşamak isteyecek binlerce Filistinli olduğundan eminim. – Keret: Filistinlilerin mücadelesinde beni kıskandıran şey, mücadelelerinin çok temel ve sade olması. Ülkesi işgal altındaki biri çıkıyor, özgürlüğü için savaşıyor. Burada kafa karıştıran, muğlak, anlamak için uzun uzadıya kafa yormayı gerektiren bir durum yok. İsrail tarafını tutmaya başlayınca ise insan kendini sürekli bu tür paradokslar içinde buluyor.

– Ülkenizin edebiyat geleneğine mi dahilsiniz?
– Keret: 
Ben edebi olarak daha çok Kafka, Bashevis Singer gibi ‘diaspora Musevileri’ geleneğini devam ettirdiğimi düşünüyorum. İsrail’in değil, diaspora edebiyat geleneğinin bir devamıyım yani. İsrail edebiyatı daha epiktir, benim yazdıklarım ise acılı bir mizahla dolu.
– El-Youssef: Ben belli bir ülkeye ait değilim. Lübnan’da doğdum, 20 yıldır Londra’da yaşıyorum. Hem Arapça hem İngilizce yazıyorum. Yaşadığım bölge, kullandığım diller açısından bakınca kendimi bir sürgün olarak hissediyorum.

– İsrail ve Filistin’de insanın yazar olarak hayatını idame ettirebileceği bir edebiyat piyasası bulunuyor mu?
– Keret: 
İsrail’de edebiyatı takip eden okur sayısı çok. Ortalama Avrupalı ve Amerikalı okurdan çok daha fazla kitap okuyan insanlar İsrailliler. Şanslı bir yazarım, öykülerim 27 dile çevrildi. Kitaplarımdan gelen parayla yaşayabiliyorum. Oysa daha önce hep başka işler yapmam gerekmişti.

Bir Nick Cave Romanı

Mayıs 11, 2012

2009'un İz Bırakan Çeviri Romanları

Mayıs 11, 2012

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir