Otobiyografi, Netflix ve Tepedeki Ev

*** Sürprizbozan içerebilir *** Shirley Jackson’ın romanı Tepedeki Ev, 1959 yılında yayımlandı. Bugün yazarın başyapıtı sayılan bu roman, 1960 yılında, Philip Roth ve Saul Bellow gibilerinin eserleri ile birlikte Amerikan Ulusal Kitap Ödülü’ne aday gösterilecek ve değeri pek sık teslim edilmeyen gerilim janrının da edebiyata dahil olduğunu vurgulayacaktı. Jackson, o dönemde büsbütün azan agorafobisi yüzünden romanından sinemaya uyarlanan filmi (1963) izlemek için evinden güç bela çıkmış ve bir arkadaşına yazdığı mektupta kendi eviyle kurduğu sancılı bağdan bahsederken şöyle demişti: “Kendimi de evin içine tıkılmış halde yazmışım.”Tepedeki Ev, 1963 yılındaki uyarlamadan sonra 1999 yılında bir kez daha beyazperdeye uyarlandı. İlkine kıyasla başarısız kabul edilen bu uyarlama Liam Neeson, Catherine Zeta Jones (Theo) ve Lili Taylor (Nell) gibi doksanların gözde oyuncularına yer verse de bilhassa romana kıyasla zayıf kalmıştı. Bu filmi doksanlarda, bugün artık yerinde olmayan Emek ’te* izlediğimi anımsıyorum; herhangi bir hayalet/perili ev hikâyesi olarak, oysa roman bundan çok daha fazlası.Şimdi, yeni bir yorum ile Netflix’te karşımızda Tepedeki Ev. Mike Flanigan imzalı bu işin, kullandığı özgürlükler ve romandan uzaklaşma mesafesi şaşkınlık uyandırsa da göbek bağına, yani evin kendisine yönelik sadakatiyle yaratıcı bir uyarlamanın nasıl olabileceğini göstermesi bakımından ilham verici bir yanı olduğu kesin. Günümüzün gerilim gurusu Stephen King -ki kendisi, büyük bir Shirley…

devamını oku
Otobiyografi, Netflix ve Tepedeki Ev
Mutfak

Mutfak

Piyango, çok yakında!

devamını oku

Edebiyat ve Kıyaslama

"Kıyaslamaları fazla dikkate almıyorum. Wes Anderson’ın sinemasını pek bilmiyorum, gördüğüm kadarıyla benzer bir konuyu ele almış dahi olsak bunları işleme biçimlerimiz benzemiyor, estetik anlayışlarımız oldukça farklı. Salinger’a gelecek olursak, utanarak söylüyorum ama Franny ve Zooey olsun, Glass ailesi öyküleri olsun, bunları romanı yazmadan önce okumamıştım. Sonradan okuduğum bu eserleri çok sevdim, hatta Franny ve Zooey en sevdiğim kitapların arasına girmiş olabilir… Bu kıyaslamaların bir ağırlığı olduğuna ikna olsam mutlu olurdum ama bunlara pek itibar etmiyorum. Bu gibi kıyaslamalar eleştirmenler için daha çok: yeni kitapları kategorize ederken eskilerden yola çıkarak bir bağlama oturtuyorlar. Bir itirazım yok benim bu duruma, ama hayal kırıklığına yol açmasından çekiniyorum. Bu sıra Amerika’da pek çok genç yazar Thomas Bernhard’la kıyaslanıyor mesela, ben de büyük bir Bernhard hayranıyım, her seferinde buna düşüp bahis konusu kitapları heyecanla okuyor, sonrasında da aradaki bağlantıyı görmekte zorlanıyorum. Kimseyi yanlış yönlendirmek istemem: Ben Wes Anderson ya da JD Salinger değilim. Bu isimlerin işledikleriyle benzer şeyler benim de ilgimi çekmiş olabilir, fakat bunları ele alma biçimlerimiz apayrı." (Birlikte Yaşamanın Yolları'nın yazarı Camille Bordas, K24 söyleşisinde edebiyatta kıyaslamaları zarif bir biçimde reddediyor.)

devamını oku
Edebiyat ve Kıyaslama