Ülkenin Sonuna

 43,50


Kitapları kırkı aşkın dilde okurla buluşan büyük yazar David Grossman’dan son sayfasına değin soluk soluğa okunan bir başyapıt: Ülkenin Sonuna. Grossman, muazzam kurgusu ve okurunu yanı başına çeken doğrudan anlatımıyla her şeyin mümkün göründüğü gençlik günlerinden yetişkinliğin burukluğuna ve aşktan sağ çıksalar da yaşama yenik düşen insanlara dair sarsıcı bir öykü anlatıyor. Ülkenin Sonuna’nın odağında kötü bir haber alacağından emin olan bir kadın, Ora yer alıyor ve Ora, bu haber geldiğinde evde bulunmamak için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Grossman, sökülen bir kumaş gibi ilmek ilmek açılan bu büyük romanda Ora’nın öyküsünü üzerinde yaşadığı fakat siyasetine pek de kafa yormadığı topraklara, o toprakların yadsınamaz hakikatini de kurguya karıştırıyor ve çiçek kokularının arasına kaybetme korkusunu, mavi gökyüzünün altına insan ruhunun koyu karanlıklarını yerleştiriyor. Yaşamları bir

hastanenin karantina koğuşunda kesişen Ora, Avram ve İlan’ın arasındaki bağlar giderek karışıp düğümlenirken bölgenin geçmişi, insanlarının yaşamlarıyla birlikte çözülüyor ve yaşamın ağırlığından sıyrılmak için uzağa, daha uzağa, ülkenin sonuna yürüyen Ora, ayaklarının altındaki toprak yavaş yavaş dağılırken kelimelere sarılıyor.

Bazı kitaplar insanın yaşamına dokunur… Ülkenin Sonuna, yaşamın dokunduğu bir kitap.

Stokta

Stok kodu: 9786055903701 Kategoriler: Etiketler:

Açıklama

Ülkenin Sonuna

Elinde telefonla kalakalıyor Ora, bitkin, kan ter içinde, ama pekâlâ farkında: Oğlumun sesini son duyuşum olabilir bu. Ya unutursam diye korkuyor. Bir şey daha geliyor aklına: Kim bilir daha kaç kere anlamsız cümlelerle yapılan o saçma sapan sohbeti geçirecek zihninden? Kendini kolla dedim, o da, merak etme, hiçbir şey olmayacak, dedi. Belki bu defaki iki, üç güne kadar son bulur da o konuşma daha yüzlercesinin arasında yerini alıp unutulur gider. Ne var ki içine doğan hisler hiç bu kadar net olmamıştı Ora’nın. Gün boyu karnının donmuş gibi kaskatı kestiğini hissediyor, her adım atışında sancı giriyor. Telefonda duyduğu Ofer’in sesinin son kalıntılarını belleğine kazıyor, sonra o çocukken uzun uzun öpüşüp koklaşarak vedalaşmalarını nasıl zorlaştırdıkları geliyor aklına – yok, dur, o Adam mıydı yoksa? Kucaklaşmayla başlayan ritüel şapır şupur ateşli öpücüklerle devam eder, giderek incelir ve nazikleşir, ta ki öpüşler birbirlerinin yanaklarına, sonra alınlarına, dudaklarına, burunlarına konan bir kelebek kadar hafifleşene, sonunda neredeyse gerçek olmayan temasın belli belirsiz bir izi, kanat çırparcasına bir dokunuşun hissi, hafif bir esintisi kalana dek sürer giderdi.

Telefon yine çalıyor. Çatallı, kararsız bir erkek sesi, Ora ile mi görüşüyorum, diye soruyor. Nefesi tıkanıyor Ora’nın, oturuyor, karşısındakinin derin soluklarına kulak kabartıyor. “Benim,” diyor erkek sesi, Ora da “Sen olduğunu biliyorum,” diye yanıtlıyor. Erkeğin soluğu tiz ıslıkların arasından geliyor, Ora onun kalp atışlarını dahi duyar gibi oluyor. Ofer’i televizyonda görmüş herhalde, sonra kafasına dank ediyor: Sonunda Ofer’in neye benzediğini görmüş işte.

“Bitti, değil mi Ora?”

“Ne bitti?” Kafası karışıyor, sözcüğün olası anlamlarıyla dehşete kapılıyor.

“Askerliği,” diye fısıldıyor erkek. “Askere gitmeden önce konuşmuştuk, bugün biteceğini söylemiştin, doğru değil mi?”

O günkü telaş içerisinde ne bu konuyu ne de onu aklına getirdiğini fark ediyor birden. Herhalde bugün kendinden daha çok korunmaya muhtaç olan adamın bu karmaşık durumdaki rolünü aklından çıkarmayı başarmıştı.

“Dinle,” diye başlıyor Ora, ağzı sıkı öğretmen vurgusuyla, dinle, derken karşısındakinin gerginliği elektrik çarpmış gibi ona da geçiyor, konuşurken kullanacağı sözcükleri seçerken çok dikkat etmeli, hata yapmamalı. “Doğru, Ofer’in bugün terhis olması gerekiyordu.” Yavaş ve dikkatli konuşuyor ama karşısındakinin paniğe kapıldığını duyabiliyor, hatta dayak yiyen bir çocuk misali ellerini başına siper ettiğini bile görür gibi oluyor. “Fakat bilmen gerek, acil bir durum var, haberlerde duymuşsundur mutlaka, seferberlik ilan edildi, Ofer’i de çağırdılar tabii. Aslına bakarsan, daha demin televizyon onu da gösterdi.” Konuşurken adamın televizyonu olmadığını hatırlıyor birden, söyledikleriyle onun beklentisi arasında şimdi fark ettiği zıtlığın onda yarattığı şok etkisini düşünebiliyor. “Avram, her şeyi anlatacağım, ama o kadar kötü olmadığını bil, dünyanın sonu değil.”

Ofer’i seferberlik için aldıklarını anlatırken, Avram dinliyor, belki de dinlemiyor, ama Ora lafını bitirince bitkin bir halde konuşuyor, “Ama bu iyi değil.”

İç çekiyor Ora. “Haklısın, iyi değil.” “Yok, ben ciddiyim. Hiç iyi olmamış. Hiç zamanı değil.”

Künye

Boyut

13,50×19,50

Sayfa Sayısı

712

Çeviren

Dilek Şendil

Özgün Ad

Isha Borachat Me'besurah

Yazar

David Grossman

Seri

Zamanın Ruhu